Sunday, March 22, 2009
Saturday, March 21, 2009
ANKARA GÖTÜN KARA,SENİN Kİ BENDEN KARA
ankaraya kesin donüş yaptım
hayatım hızlı değişti
ancak çekirdek ailemin her ferdi hızlı
değişiklikleri sever ve sorun etmez
göçebe hayatın faydaları
ben çekirdek ailem kadar göçebesini
daha görmedim
göçebelik veya mekik dokuma kaderimizmiş
demek ki
bebekken hastalanınca bir gunde goturulup bırakıldıgım yalova yı saymıyorum bile
cocukla anneannesi mutlaka aynı sehirde olmalı yada cocuk yapılmamalı
yada calısmamalı annesi
öncelikle ilkokuldayken ben
babam başladı göçebeliğe
1986 da turizm sektörüne atıldı annemle beraber
ancak annem
ankara da merkezdeydi babam sahada side deydi.
yazında ben gidiyordum yanına annem kalıyordu ankara da
sonra ilkokulun 4. sınıfına ben gecerken annem de gitti side ye
bu sefer anneannemle dedem bize tasındı dedem le en sevdiğimiz program hbb de in living colors dı lastik gibi derdi dedem zencilere
ben kaldım ankara da neden okul karizmaydı cunku ingilizce mingilizce durumları
4-5 . sınıflarda bol bol gittim otobusle hafta sonları
pazartesi sabahı inip ilk iş okula cok gitttim
ya da o dönem kurulan tht (thy yan kuruluşu)
ile pervaneli uçaklarla cuma gece binip pazartesi sabah inerek gidip geldim
her hafta sonu antalya ya giden iş adamları ve gazetecilerden arkadaslarım vardı
pervaneli ucagın kokpitinde bile yolculuk yap
tımodev yapmayı dusunmezdim bile
sonra alanya ya ankara daki evi kapatarak tasındık
ama bu sefer de annem antalya da calısıyordu
ama ev alanya da idi babamın işi de alanya da idi
yazın zaten evde hiç oturmadık
otel açıktı hep çunku
annem hergun gitti geldi antalya ya ki o yolun o zamanki adı ölüm yolu idi
ama hala annem kadar iyi bir kadın şoför görmedim ömrümde
1 sene alanya da okuduktan sonra okulu begenmedigimizden
antalya ya tasındık gene babam alanya da kaldı bu sefer de
hafta sonları alanya gittik geldik her sene ben lise den mezun olana kadar
bir de daha da kotusu annem alanya daki işinden istifa edip alanyada çalışmaya başladı
allahtan kışın çalışmıyordu.
sonra uni de bayaa sabitlendim gene anakara da
ancak uni den sonra lanetli mesleğimi icra etmeye
istanbula tasındım bu sefer de japonumu
ankarada bıraktım
cumartesi de calıştıgım için
bu sefer
gunubirlik ankara seferlerim başladı pazar gunleri
bu arada emer sayesinde annem biraz kendini sabitlemiş antalaya da yasıyordu kışları
en sabit gunlerim en hareketsiz gunlerimi askerde gecirdim
askerden sonra gene istanbul
gene ankara git geli
ve bu arada emer de istanbulda oldugundan
annem tekrar başladı hareketlenmeye
"boşa durma boşa çalış"
diye bir suru insanı egitip iş sahibi etmek için
tekrar dokuldu yollara
hala da yollarda alanya manavgat antalaya marmaris ve istanbul ve ankara hattında annem
ben bu yaşımda o hıza yetişemem
babam nispeten sabitledi kendini o da
dedemin hastalıgı yuzunden
ankara alanya yatı sık sık bu donemde
en sabit tabii ki emerdi
tabii ki bu kadar hareket etmek bana yer yadırgama gibi bir dorun olamdıgını gosterdi
çalışabilmek için illa ortam saglanması gerekmedigini gosterdi
hayatı idame edebilmeyi
kendi kendine bakabilmeyi
cabuk adapte olmayı ogretti
ki bir duru baska pratik seyde ogretti
aile olmak için illa bir arada olamk gerekmedigini ki bence
bizim ki cok daha saygı ve sevgiye dayalı cunku ayrı olmak
hep onceliği ailemden yana kullanmamı ogretti
gecirilen zamanın kıymetini
şimdi ben yerleşik duzene geciyorum hayatımda hiç olmadıgı kadar
ben kendimi hiç bir yere ait hissetmeyen ben
tekrar gri şehir ankaralı oluyorum
ama hayatımdaki en guzel şey olan japonuma kavuşuyorum
umarım bocalamam
her evde diş fırcası bırakıp sonrasında hangisinin kendisinin oldugunu bilmeyen ben
kendine ait bir yere yerleşmeye çalışacak
ama
bence değişiklik iyidir
bu değişiklik beni sabitlese bile iyi
ama kurtlandıgımda kacacak yerlerim cok emer var istanbulda
alanya da babam
anama da rastlarım turkiyede bir yerlerde
BU ARADA
HİÇ SÜPHESİZ Kİ ANTALYA DÜNYANIN EN GÜZEL YERİDİR
YAPARSA DA HOCA YAPAR
daha türkçe konusamayan adamlardan belediye başkanı yapmayın
Tuesday, March 17, 2009
Thursday, February 19, 2009
MAYMUN İŞTAHLI


Wednesday, February 4, 2009
Monday, February 2, 2009
VEDA

SEVGİLİ ANAMIZ IŞIK HANIM'IN
KAYINPEDERİ VE BİZİM RAHMETLİ DEDEMİZ VE HAYAT HAKKINDA Kİ YAZISI
bu edebiyat gücü biraz da bize geçseydi biz de anlatsaydık duygularımızı bu kadar kolay.
Mevlana’nın felsefesinden etkilenmeyen var mıdır? Ne söylemişse ne güzel söylemiştir. “ Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.”
Marka, marka diye dolandığım; kişiliğimizin en iyi ifade edildiği hali betimlemek üzerine takıntılarımdan hareketle yaptığım her gözlemi, her tespiti getirip dayandırdığım son nokta.
Kendine biçtiğin değerin, ilişki içinde olduğun çevre tarafından “o bir markadır” ya da “o bir fenomendir” tanımlanması ile buluştuğu yer/nokta(ymış) kişisel marka. Geçen hafta sevgili babam Ziya Yargın’ı kaybettiğimde anladım ve “marka” takıntımın nereden geldiğini de…
En sıradan yemeklerin yendiğin sofraların ritüelleri ile daha çocuk yaştayken tanışmıştım. Envai türlü Osmanlı mutfağının yemeklerinin üretildiği mutfaklarından yayılan koku, ancak bembeyaz örtülü ışıklı masalarda meyi ve sohbeti ile buluşarak tam tadına kavuşurdu. Çocuk yaşımızda duymaya başlamıştık akıcı İngilizcesinden “you are what you do” der sonra ne demek istediğini anlatırdı bizlere hayatımızı şekillendirirken yaptığımız işten başlayarak, giyimimizden, saçımıza, konuşmamızdan, tavırlarımıza, yediklerimizden, gittiğimiz yerlere, sadece yaptığımız değil gelecekte yapacağımız şeylere kadar birçok noktayı nasıl etkilediğini kendi hayatından, yaşadıklarından örneklerle anlatırdı.
Kişi ve yaşam arasındaki denge savaşında, kişiliklerimize giydirdiğimiz özelliklerimizin hayatımızın büyük bir alanını kapladığını anlatırdı.
Hafta sonlarında Ankara Hipodrumundaki at yarışlarını izlemeye giderdik adeta Ascot’taki at yarışlarına gider gibi süslü ve özenli.
Bizi biz yapan şeylerin yediklerimiz, içtiklerimiz, okuduklarımız, tanıdıklarımız, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz, tecrübe ettiklerimiz, düşündüklerimiz, izlediklerimiz, inandıklarımız, kazandıklarımız ve hatta kaybettiklerimiz olduğunu anlatır ve gerçek hayatta deneyimlememiz için çaktırmadan fırsatlar yaratırdı.
Ailenin önemi ve değerlerimiz bu kişisel marka değerlerinin kaynağı olarak gösterilirdi. Aileye yeni fertler katıldıkça önce ritüeller, sonra gelenekler, sonra uygulamalarla alıştırmalar için hepimiz otomatik hareket ederdik. Her bayram sabahı (ayakta durmayı öğrenmeleri yeter şarttı) torunlarının da katıldığı bayram namazları ile başlardı.
Benim oğlum Bahadır Ankara ODTÜ’de okurken yazdığı tezin İngilizce kontrolünü dedesine yaptırmış ve demiş ki “ ne mutlu bana ki ortaokulda da seninle İngilizce çalışırdım. Şimdi ödevimi de birlikte kontrol ediyoruz” bu yaklaşımdan çok etkilenmişti, hep anlatır ve derdi ki:” o mutluluk oysa ki bana aitti. Ama dile getirenin Bahadır olması beni çok bahtiyar etti”
Ziya Yargın, kendisiydi nev-i şahsına münhasır. Kendisi olmayı başarmak kendi markasını yaratmıştı. Dibe vurduğumuz zamanları anlardı. İçine düştüğümüz boşlukları görürdü. “Orada kalma, boşluklar dolmaz, boşluğu doldurduğunu düşündüğün şey aslında senin eksilmendir. Kendinin eksilmesine fırsat verme” derdi.
O bir markaydı. İyisin dediğimde, sonun çok yakın olduğunu “geçici bir güç, düzmece bir ümit… Aslında suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet gibiyim” diyerek hissettirmişti.
İçki sofralarına oturmadan beni yanına alır “henüz içki boğazımdan geçmeden söyleyeyim sonra içkiliydi söyledi der, ciddiye almazsın seni çok seviyorum”Ben de seni çok sevdim. Nur içinde yat sevgili Babam…
iki dedemin vefatı da bana şunu öğretti hayatı istediği gibi yaşayan insanların arkasından saygı geriye kalıyor. ve onların istedikleri gibi yaşayıp öldüğünü bildiğin için çok çok yıkılımıyorsun.
allah sıralı ölüm versin güzel bir temenni
benim dedemin farkı cok da dede bi adam değildi hayatın içinden hiç kopmadı 80 yaşının son 3 ayına kadar benim arkadaşlarımla akranları gibi sohbet ederdi bizim hayat hakkındaki endişelerimizi hep anlardı güncel fikirler verirdi. annemin bakış açısına ek olarak bu durum da vardı.
her canlı ölümü tadacaktır.
kimisi arkada güzel bir tad bırakacaktır.
kafanıza göre mutlu yaşayın
hayat üç günlük mezarlığa gidince de insan şunu anlıyor hırslar boş neyden mutlu olacaksan onu yap
Tuesday, January 20, 2009
BARRACK LARA GELDİK

HA OBAMA HA BUBAMA ASLINDA BANANA
yani diyor ki
banane bu adamdan
bu adam neyi değiştirecek
umarım değiştirir
ama değiştiremesse de yapın maketini
kartondan tükürün suratına
bush dan sonra maymun sevemez oldum ben
ahhh bushunda karton maketini verseydi gazetelerde yaksaydık
ama ben oturucam ugrasacam tayyip yapacam aynı bole kartondan
yakıp yıkasınız diye
http://www.cubeecraft.com/
bizim evde bir sürü cube craft var
kartondan küp adamlar
canı sıkılanlara birebir
kalın kaat
makas
maket bıçagı ve printer yeterli yapıştırma bile kullanmıyorsun
cocukkende zenci evleri yapardım gazete verirdi
her ulkenin evini ben de yapar yapar yakardım zevk budur
hayat budur
Monday, January 12, 2009
TAKLA AÇMAK İSTİYORUM SULAR ALTINDA
benim cenerasyonum için daha çok şey ifade eden bir markadır g-shocközellikle 90 lar boyunca ülkemizde CASIO markasının da isminin kuvvetli olmasının da etkisiyle g shock çok meşhur bir marka idi
outdoor sporlarla ilgilenen ilgilenmeyen bir çok insan da heves ederek bunlara sahip olurdu
kaba olması komplike gözükmesi ve gerçekten sağlam olmasıyla küçücük çocukların (ki benim arkadaşlarımın bir çoğunda vardı ya da isterlerdi) kollarında kocaman saatler olmaya başladı tabii o zaman cep telefonu çocuklarda yok . insanların teknolojiye sahip olma isteği boyle acıga cıkıyordu ki saat de bir çok insan için gerekli bir üründür.
tabii nispeten antalya da yaşayanlar için mantıklıydı bu saat çünkü gerçekten su geçirmiyordu
su da oynarken kuma gomsen de kaya carpsan da bişi olmuyordu
belki onun içinde yaygındı
tasarımları güzel ve iddalı dışı plastik oldugu için spor yaparken etrafındakilere de zarar vermemen bu saatlerin gerçekten kullanışlı olmasını da yanında getirdi.
hiçbir zaman
ki hala saat gibi beni kısıtlayacak bir şey sevmesem de, saat alacak olsam mutlaka büyük bir g shock almayı kafama koymuştum hala da öyle.
ama aslında çocukken de şimdi de beğendiğim tasarımlar daha çok BABY G markasının altındadır

baby g bayanlar ve çocuklar için düşünülmüştür daha renkli ve daha küçük ama dolgun hatlara sahip olduğu için bence her zaman abisi g shock dan daha güzeldir.
ki zaten kızlar arasıda baby g erkekler arasında ki g shock a göre daha hızlı yayılmıştı çünkü erkekler arasında moda kavramı hele o zamanlar hiç yoktu bir de g shock un rakii yine casio nun urettiği igrenc bilgisayarlı telefonlar vardı telefon defterini tutabildigin ve de kopya yazabildigin ancak bu hayatımda gördüğüm en çirkin saatti ki hala öyle.
neyse aklın yolu bir
bugun
işyerinde arkadaşın birinin saatinin kayışı çıkmış ben de ar-ge de çalışıyorum takabilirmiyiz geri diye bize getirdi. oradan aklıma geldi g shpck olaydı kopmazdı dedim
google a sordum ne ayak hala üretiliyor mu diye
ve gözlerim yaşardı zor şartlara dayanan bu saatler 25 inci yıllarını kutluyorlar
ve yeni zaman modasının gittikçe daha iddialı urunleri ön plana çıkarması sayaesinde bu ssaatler tekrar odak nokt
ası olmayı başarmış.bence hala en guzel renkli ve buyuk yuvarlak olanlar
bir de bir tane blog buldum tamamen
g shock larla ilgili
bir tasarımcı olarak
kabalık güzeldir diyorum
salt fonksiyon sağlam ohhhhhhhhhh
Friday, January 2, 2009
ROKET ADAM 2009
ÖNCELİKLEN HERKESİN YENİ YILINI KUTLUYORUM Monday, December 29, 2008
Şiirlerimden
Thursday, December 18, 2008
BLOGCULUK öldü Mü
Tuesday, May 27, 2008
Susuz Kaz

Saturday, May 24, 2008
i dont believe in innovation
* kişisel blogculuk ölüyor demiştik değil mi o zaman size kişisel olmayan bir blog adresi vereyim
kulturalfungus
tasarım ve görsel kültür blogu ilgilisine duyurulur.
bir akademik gözden yorumlar uçta yorumlar yapmayı seven bu arkadaşımızı takip etmek lazım
* cumartesi iş yerine çağırılıp hiç de bir işimizin olmamasını fark etmek ve de eve geri dönüş imkanının olmadığı bir yerde calışmak dan nefret ediyorum
* akşam dugune gidicem takım elbise giyip kenidimi bir şey sanacam
* yıllar sonra joker iyi geldi ama klasik nerde o eski joker
* bitkilerinizi dökeceğiniz çayla besleyin nede olsa o da eskiden bitkiydi reenkarnasyon bir nevi
* yırtık dondan çıkar gibi çıkmak
* http://www.madeofjapan.com/
Tuesday, May 13, 2008
Ödül Töreni

Roxy'e gelip bizi gönülden destekleyen herkese bir kere daha teşekkür ediyorum.
Ortak bir proje olan bu projenin diğer yarısı olan ONORBUMBUM 'aÇOK TEŞEKKÜR EDERİM
Hep bir ağızdan suratıma suratıma KÖPEEEEEK diye bağırılması çok hoşuma gitti...
Çok güzeldi.Ödül alsak da almasak da.Ama bir ödüle layık görülürüz gibime geliyor.O yüzden PERŞEMBE GÜNÜ SAAT 20:00 da ROXY'DE GERÇEKLEŞECEK OLAN ÖDÜL TÖRENİNE HERKESİ BEKLİYORUZ.
UNITED FOOLS adlı grup da baya güzel bir grup gelmişken onu da dinlersiniz hem...
ŞİMDİ SİZİ BİR KAÇ GÜZEL FOTOGRAF İLE CANLI PERFORMANS GECESİNE GÖTÜRÜYORUM.uehhueuhe.
![]()
![]()
![]()
Saturday, May 3, 2008
EMİR YARGiN Finalde








